31 Ağustos 2012 Cuma

Facebook Neden Bu Kadar Değerli ?


Facebook’un cevheri biz insanlarız. Facebook bizler üzerinden kazanıyor. Yani insanlar olmasa Facebook’un da hiçbir değeri olmaz. Neden?
Facebook gelirlerinin birinci kaynağı kullanıcı verileridir. Dünya çapında yaklaşık 900 milyon aktif kullanıcısı var. Bu kullanıcıların her hareketi kayıt altında. Türkiye, Hindistan,Brezilya gibi ekonomisi gelişen ülkelerde kullanıcı sayısının giderek arttığı görülüyor. Türkiye’de yaklaşık 30 milyon Facebook kullanıcısı var.
Kullanıcı verileri nasıl para kazandırıyor
Reklam veren firmalar artık reklamlarını herkesin görmesini istemiyor. Çünkü milyarlarca görüntülemenin hedefli bir kitleye gösterilme ile kıyaslandığında çok da karlı olmadığı ortaya çıktı. Bu nedenle Facebook reklam verenleriürünlerinin ilgisini çekebileceğini düşündükleri ya da ilgi çekmesini istedikleri kitlelere ulaşmak istiyor. Örneğin herhangi bir ürününü satacak bir firma düşünelim. Bu firma spor ilgi alanına sahip, 18-25 yaş aralığında olan, tamamı bayan olan bir hedef kitleye reklamlarıı gösterebilirler. Böylece firma daha az para harcayarak daha fazla satış yapabiliyor. Yani demek idtediğim sporla ilgisi olmayan 1 mllyon kadınaFenerbahçe forması satmaya çalışmanın ne kadar mantıksız olduğudur. Doğru insanlara doğru reklam yapılmalı. İşte Facebook bu reklam modelini satıyor. Facebook gelirlerinin %85′ikullanıcı verilerinin pazarlanmasına dayanıyor.
Kişisel verilerimizin satılması, paylaşılması bizim hiç hoşumuza gitmeyen bir durum. Bu nedenle en az güvenilir web siteleri arasında Facebook ilk sıralara doğru yükseliyor. Ama kimse de kolay kolay vazgeçemiyor. Çünkü birçok arkadaşımızla burada iletişim kuruyoruz. Gündemi buradan takip ediyor sosyal sorumluluk adına birçok paylaşımda bulunuyoruz.
Facebook kullanıcılarının yaklaşık 400 milyon kadarı mobil cihazlarıyla Facebook’a bağlanıyor. Bu da Facebook’a yeni bir pazarlama kapısı açıyor. Reklam verenler isterse reklamlarını mobil cihazlarda da gösterebiliyor.
Facebook’un ikinci gelir kaynağı ise uygulamaları. Facebook içerisinde birçok uygulama mevcut. Bu uygulamarın birçoğu da oyun üzerine kurulu. Facebook uygulamaları üzerinden yapılan her satışta pay sahibi. Örneğin Farmville oyununda satın aldığınız sanal mazotun %30′u Facebook kasasına gidiyor. Zynga firması uygulama gelirlerinin %12′sini karşılamış durumda.
Genel olarak Facebook’un nasıl kazandığını ve bizim sayemizde değer kazandığını anlatmış oldum. Tabiki bizde ondan aradığımız sosyalliği alıyoruz. Ama kişisel verilerimizin depolanması aldığımız hizmete göre çok daha değerli. Google’da kişisel hareketlerimizi kaydediyor. Arama algoritmasını geliştiriyor ve reklam verenlere de birçok yenilik sağlıyor. İnsanların olduğu her yer değerlidir.

Bermuda Şeytan Üçgeninin Sırrı Nedir?


Elinize bir harita alıp bakınca üçgen şeklinde görülen bu bölgede, bu zamana kadar açıklanamayan birçok esrarengiz olay gerçekleşmiştir. Kaybolan gemi, uçak ve insanların sayısı tam olarak bilinmemektedir. Bu nedenle uzun bir dönem lanetli yer veya şeytanın üçgeni gibi isimlerle anılmıştır, hatta günümüzde de bu isimleri zaman zaman kullanmaktayız.
Bermuda üçgeni, Atlantik okyanusunun 500.000 mil karelik bir alanını kaplayan, Amerika’nın Atlantik okyanusuna açılan güneydoğu sahillerinde yer alan, kuşbakışı bakıldığında ise Miami, Bermuda ve Puerto Rico sınırları içerisinde kalan üçgen şeklinde bir alandır. Okyanusun bu kısmında yüzlerce gemi ve uçak enkazı bulunur. Son 100 sene içerisinde batan gemi, düşen uçak ve kaybolan insan sayısı 1000′lerle ifade ediliyor.
Bu bölgede suyun altında çok büyük mıknatıs maden kaynaklarının yer aldığı ve bu nedenle uçakların bu yoğun manyetik çekimden etkilenerek elektronik sistemlerinin bozulduğu, buna bağlı olarak da düştükleri söyleniyordu. Buna o kadar uzun seneler inanıldı ki, kimilerine göre başka bir açıklaması kesinlikle olamazdı. Fakat diğer taraftan biraz düşünürsek, eğer böyle birşey olsaydı gemiler niye batıyor? Yoksa bir gemiyi bile çekip yutabilecek kadar kuvvetli miydi bu manyetizma? Kesinlikle hayır. Eğer mıknatıs etkisi olsa ve zıt kutuplar prensibiyle gemi çekilse bile, su yüzünde duran bir gemiyi batıracak kadar güç üretebilmesi mümkün olmazdı. Ayrıca o bölgede yapılan ölçümler aşırı veya normalin üstünde bir manyetik alan olmadığını defalarca kanıtladı.
bermuda_seytan_ucgeni.jpgBölgede asıl şüphe uyandıran ise, insanların “denizde beyaz bir suoluşuyor” şeklinde ifade ettikleri sıradışı olaylardı. Bunun üzerine robot kameralı su araçlarıyla yapılan dalışlar sonucunda suyun tabanının bembeyaz bir örtüyle kaplı olduğu görüldü ve batan gemi ve uçak enkazlarının hepsi bulundu. Şu an en kuvvetli ihtimal olarak ortaya atılan güncel teoriye göre, bu tabaka denizin dibinde yer alan büyük doğalgaz kaynağından çıkan gazların suyun altında yüksek basınç ve düşük sıcaklığın etkisiyle katılaşıp beyaz hidrat parçacıkları haline gelmesi şeklinde açıklanıyor. Bu bölgeden aynı zamanda Gulf Stream adı verilen bir sıcak su akıntısı geçer. Suyun tabanındaki hidrat parçacıkları sıcak su akıntısıyla karşılaştıklarında eriyip su yüzüne doğru harekete geçerler. Bunun sonucunda binlerce metreküp doğalgaz suya karışmış olur ve suyun yoğunluğunu çok azaltırlar. O esnada bölgeden geçen bir gemi varsa, yoğunluk farkından dolayı suyun kaldırma kuvveti gemiyi taşıyamaz ve gemi batar. Sıcak su akıntısıyla beraber hidritlerin erimesi bittiğinde su yüzünde oluşan bu beyaz tabaka da yok olur ve gemi sanki az önce orada değilmiş gibi gözden tamamen kaybolur.
Aynı şekilde su yüzeyinden havaya dağılan gazlar, atmosferdeki havadan bile daha az yoğunluğa sahiptirler ve aynı sebepten yani yoğunluk farkından dolayı uçaklar hava tarafından yeterli sürtünmeyi alamayıp irtifa kaybederler ve doğalgaz moleküllerinin havadaki oksijeni tutmasından dolayı uçağın motorları yanma için gerekli oksijeni alamayıp dururlar.
Şeytan üçgeninde kaybolarak en fazla ünlenen olay “Flight 19″ idi. Oysa aynı zamanda çok sayıda uçak kaybolmuştu. Bunlar ikinci dünya savaşında Amerikan donanmasına ait bombardıman uçaklarıydı. Grumman IBM Florida Avenger tipindeki beş uçak, 5 Aralık 1945 tarihinde saat 14.00 civarında Florida’daki Fort Lauderdale donanma üssünden ayrıldıktan sonra pilotlar uçuş koşullarının gayet iyi olduğunu bildirmişlerdi.
Fakat sonra Bermuda Şeytan Üçgeni’nde birden bire yok oldular. Flight 19 uçağından son haber alındığında büyük bir deniz uçağı arama çalışmaları için yola çıkmıştı ve beş bombardıman uçağının tahmini yerine varıldığında alınan bir sinyal bir müddet sonra aniden yok oldu. Aynı gün birkaç saat içinde altı uçağın kaybolmasından sonra tarihin en büyük arama çalışmaları başladı. Fakat uçaklara ait tek bir parça bile bulunamadı.
Bermuda üçgeninin sırrı çözülmüş fakat herşeyi henüz tam olarak bilinememektedir. İleriki yıllarda “Bermuda Şeytan Üçgeni” olarak bilinen bölgenin, halen yapılmakta olan araştırmaların ışığında herşeyinin öğrenileceğini düşünüyorum.
Bermuda şeytan üçgeniyle ilgili aşağıdaki belgeseli izlemenizi tavsiye ederim:

Dünyanın Yedi Harikası nedir ?


İnsanoğlu çağlar boyunca, uzun süre kendinden söz ettirecek, geleceğin hayran kalacağı ve hatta tarih kitaplarında yerini alabilecek eserler vermeye çalışmıştır. Bu nedenle de daha iyisini, daha güzelini yapabilme arzusu insanoğlunun her çağda içinde taşıdığı bir duygudur.
Uzun yıllardır başta tarihçiler olmak üzere bir çok yazar, araştırmacı ve sanatkarlar“Dünyanın en güzel yapıtı hangisidir ?” sorusuna cevap aramıştır. Dünyanın 7 harikası kavramı ise ilk kez M.Ö 5. yüzyılda tarihçi Heredot tarafından ortaya atılmış ancak gerçekleştirilememiştir. 300 yıl sonra yani M.Ö 2. yüzyılda Sidon’lu Antipatros “Dünyanın Yedi Harikası Üzerine” adlı eserle yedi harikayı sıralamıştır ve bu liste günümüzde de “Dünyanın Yedi Harikası” olarak kabul edilmektedir. Listede yer alan yapıtlar şunlardır ;
1. Keops Piramidi
2. Babil’in Asma Bahçeleri
3. Artemis Tapınağı
4. Zeus Heykeli
5. Rodos Heykeli
6. İskenderiye Feneri
7. Bodrum (Halikarnas) Mozolesi
Günümüzde bu eserlerden sadece Keops Piramidi ayakta kalmayı başarabilmiştir. Diğerleri yangın, deprem gibi etkiler sonucunda yokolmuş ya da yokolmaya yüz tutmuştur.
1) Keops Piramidi :
Bazı kaynaklarda mısır piramitlerinin tamamı yedi harikanın içerisinde olarak gösterilmektedir ancak sadece Keops piramidi bu listeye dahildir. Yukarıda da bahsettiğimiz gibi günümüze kadar dayanabilen tek eserdir. Mısır’ın başkenti Kahire’deki Giza yaylasında bulunmaktadır. Keops piramidi yedi harika içerisindeki en eski yapıdır. Piramit M.Ö 2560 yılında mısır firavunu Khufu (Keops) tarafından yaptırılmış ve yapımı yaklaşık 22 yıl sürmüştür. Bu piramitte tıpkı diğer piramitler gibi firavunun kabri olarak kullanılmak üzere inşa edilmiştir. Keops Piramidi 145,75 metre yükseklikte, 229 metre genişlikte, eğimi 51 derece ve geometrik hata oranı %0,1 den azdır. Firavunun odası tabandan 40 metre yükseklikte ve tepeden 100 metre kadar aşağıdadır. Arkeologlara göre piramitin temelini kazmak için 100.000 işçi çalışmış, daha sonra bir bu kadar işçi de piramitin inşasında kullanılan her biri yaklaşık 2 tonluk, 2 milyon 300 bin kadar taşı üst üste dizmek için çalışmıştır. Bu kadar ağır taşların üst üste dizilme sırrı hala çözülememiştir ancak çamurdan yapılmış bir rampa kullanıldığı tahmin edilmektedir. Piramit yapıldığından itibaren 4300 yıl boyunca dünyadaki en yüksek yapı olarak kayıtlara geçmiştir.
2) Babil’in Asma Bahçeleri :
M.Ö 605′de Babil kralı Nebukadnezar tarafından yaptırıldığı söylenmektedir. Çorak mezopotamya çölünün ortasında yapay  dağlar, çeşitli ağaçlar, bitkiler ve akan suların bulunduğu tahmin edilen çok katlı bir bahçedir. Uzunluğu 80 kilometre, genişliği 25 metre ve yüksekliği 97 metre olduğu belirtilmektedir. Yapılma nedeni olarak farklı iddialar bulunsada en kuvvetlisi Kralın, mezopotamya çölünün bunaltıcı sıcağından bunalan karısı Semiramis’e hediye vermek amacıyla yaptırmış olması. Dönemin yunan coğrafyacısı Strabo bu bahçeleri şöyle tanımlamaktadır : “Bahçeler birbiri üzerinde yükselen kübik direklerden oluşuyordu. Bunların içleri çukurdu ve büyük bitkilerin ve ağaçların yetişebilmesi için toprakla doldurulmuştu. Kubbeler, sütunlar ve taraçalar pişmiş tuğla ve asfalttan yapılmıştı. Yüksekteki bahçeleri sulamak için Fırat nehrinden zincir pompalarla su yukarılara çıkarılıyordu. Bu şekilde üst seviyelere taşınan su, bahçeleri sulayarak teraslardan aşağıya doğru akıyordu”
Bu bahçelerin günümüzde kesin izlerine rastlanmamıştır ancak bölgede araştırma yapan arkeologlar babil sarayının kuzeydoğusunda görünüşü garip olan temel ve tonozlar bulmuşlardır. Bu kalıntıların asma bahçelere ait olduğu sanılmaktadır.
3) Artemis Tapınağı : 
Lidya kralı Croseus tarafından M.Ö. 550′de tanrıça Artemis adına, yunan mimar Chersiphron tarafından tasarlanmış ve dönemin en ünlü heykeltraşlarına yaptırılmıştır. Tamamen mermerden yapılmış olan bu yapı bronz heykellerle süslenmiştir. Tapınak dini müessese olarak kullanıldığı gibi ticaret mekanı olarak da kullanılmıştır. 90 metre yüksekliğindeki ve 45 metre genişliğindeki bu eser, yapımından 200 yıl sonra adını ölümsüzleştirmek isteyen Herosteamus adlı bir kişi tarafından yakılmıştır. Tapınağın yakıldığı gece Büyük İskender doğmuş ve bu eserin kendisinin doğduğu gece yakıldığını öğrenince tapınağın onarılması için yardım teklif etmiş ancak reddedilince, ömrünün yettiği ölçüde tapınağı onarmıştır. Ancak M.S. 262′de çıkan yangın sonucu tapınak, sütunları dışında tamamen yok olmuştur.
4) Zeus Heykeli : 
M.Ö 456′da yapımı bitirilen zeus heykeli, adına olimpiyat oyunları düzenlenen “Tanrıların Kralı Zeus” adına yapılmıştır. O dönemlerde yunanlıların en büyük eğlencesi olan bu oyunlar adını bulunduğu Olimpos (Olympia) şehrinden almaktadır. Yunanlıların olimpiyat adını verdikleri bu oyunların öneminin artması ve yayılmasıyla Tanrıların Kralı Zeus’un adına yakışır bir tapınak yapmak istemişlerdir. Önce Elis’li Lisbon tarafından tapınak yapılmış daha sonra tapınağın batı ucuna Phidias tarafından zeus heykeli yapılmıştır. 7 metre genişliğe ve 12 metre yüksekliğe sahip olan bu heykel özenle hazırlanmış olan tahtına oturur şekilde inşa edilmiştir. Heykelin sağ elinde zafer tanrıçası Nike, sol elindeyse üzerinde kartal olan bir asa bulunmaktadır. Tahtın üzerine, yunan tanrılarının ve sfenks gibi mistik hayvanların oyma figürleri işlenmiştir. Heykelin derisi fildişinden, sakalı, saçları ve elbisesi altından yapıldığı söylenmektedir.
Heykel, M.S.255 yılında Roma imparatoru I. Theodosius’un olimpiyatları durdurmasıyla, yunanlılar tarafından Bizans’a yani İstanbul’a taşınmış ancak M.S.462′de çıkan bir yangın sonucu yok olmuştur.
5) Rodos Heykeli : 
M.Ö. 282′de rodoslular (dorlar) tarafından, güneş tanrısı Helios adına yapılmıştır. 32 metre yüksekliğe sahip olan ve elinde bir meşale tutan bu heykelin yapımı tam olarak 12 yıl sürmüştür. Devasa büyüklükteki bu heykelin bir parmağının bile iki insan boyunda olduğu söylenmektedir. Rodoslular, Makedonya Kralı Demetrios ile yaptıkları savaşı kazandıktan sonra zafer anıtı olarak bu heykeli yapmışlar ve heykelin kendilerini koruduğuna inanmışlardır. Bu sebeple her yıl denize dört atlı bir araba atmışlar ve inanışlarına göre güneş tanrısı Helios’un bu arabayla dünyayı dolaşarak insanları gözetlermiş. Güneş tanrısı adına yapılmasının yanında, rodoslular için birlik ve beraberliğin simgesi olan bu heykel Dünyanın Yedi Harikası listesinde yer almayı başarmıştır. Yalnızca 56 yıl ayakta kalabilen bu devasa heykel, bir deprem sonucunda dizinden kırılarak yıkılmıştır. Rivayete göre 900 yıl harabe halinde kalan heykelin parçaları, 654 yılında arapların rodos’u işgalinin ardından suriyeli bir yahudiye satılmış ve develerle suriyeye taşınmış.
6) İskenderiye Feneri : 
Gemicilerin güvenliğini sağlamak ve yönlendirmek için, M.Ö 290′lı yıllarda Büyük İskender tarafından yaptırılmış fenerdir. 166 metre yüksekliğindeki fener, Mısır’ın İskenderiye kenti kıyısındaki Faros (Pharos) adasında beyaz mermerden yaptırılmıştır ve bugüne kadar yapılan en yüksek fenerdir. Yunanlı tüccar Sostratus tarafından finanse edilen bu fenerin en büyük özelliği ise gündüzleri dahi gün ışığını denize yansıtabilmesidir. Gecede cilalı bronz aynaların önünde yakılan ateş yansıyarak 50.km mesafeden görülmektedir. Uzun süre ayakta kalmayı başaran fenerin orta kısmı 10. yüzyılda depremler ve doğal şartlar sonucunda çökmüş, 15. yüzyılda da tamamen yıkılmıştır.
7) Bodrum (Halikarnas) Mozolesi : 
M.Ö 350 yılında Kral Mausollos için karısı ve kız kardeşi tarafından Pythea adlı bir mimara yaptırılan mezardır. Bodrum o zamanki adıyla Halicarnassus civarında yapılmıştır. 45 metre yüksekliğe, 30 metre genişliğe ve 25 metre uzunluğa sahip olan bu mozolenin tepesinde zaferi simgeleyen dört atlı bir savaş arabası ve arabanın üzerinde de Kral Mausollos ve karısının heykelleri yer almaktaydı. Bu mezar 16. yüzyıla kadar korunmuş ancak haçlı seferleri sırasında St. John şövalyeleri bugün hala var olan bodrum kalesini yapmak için mozoleyi yıkarak neredeyse tüm taşlarını kalenin yapımında kullanmışlardır.

NASA, (National Aeronautics and Space Administration)


NASA, (National Aeronautics and Space Administration)(Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi). ABD 'nin uzay programı çalışmalarından sorumlu olan kurum, 29 Haziran1958 yılında kurulmuştur. Daire, 1 Ekim 1958 tarihinden itibaren faaliyet göstermeye adım atmıştır.[3] NASA, Ay'a dönük Apollo uçuşlarında, Skylab uzay istasyonu ve daha sonra uzay mekiği gibi çalışmalarla her zaman ABD'nin uzay çalışmalarına yön vermiştir. Günümüzde NASA, Uluslararası Uzay İstasyonununu desteklemekte ve yeni Ares I ve Ares V iniş araçlarını geliştirmektedir.Uzay programı çalışmalarının yanı sıra uzun vadeli sivil ve askeri roket çalışmaları da NASA'nın çalışma alanlarının arasındadır.
NASA'nın öncüsü olan NACA'nın kuruluş yılı 1915dir. NACA (National Advisory Committee for AeronauticsHavacılık Alanında Ulusal Danışma Komitesi) uçaklar üzerinde çalışmaktaydı. Uçak kanatları ve çeşitli cisimlerin hava ile etkileşimlerini araştıran kurum, zamanla birçok rüzgar tüneli inşa etmiş ve ABD'nin bütün savaş uçaklarının tasarımlarını yönlendiren bir birim haline gelmiştir.
4 Ekim 1957'de Sovyet Uzay Programı çerçevesinde uzaya ulaşmayı başaran ilk insan yapımı uydu (Sputnik 1) başarısı, ABD'nin bu konuda kendi uzay başarıları elde etme çabalarının tohumlarını oluşturur. Sonrasındaysa II. Dünya Savaşı'nın ardından NACA'ya katılan Alman aerodinami uzmanları kuruma büyük katkılar sağlar. Özellikle jet motorları ve süpersonik uçakların tasarımında ilerleme kaydedilir. 29 Haziran 1958'de o zamanın ABD Başkanı Dwight D. Eisenhower, kurumun adını NASA olarak değiştirir. 1 Ekim 1958'de NASA, 4 labaratuvar ve 8.000 çalışanı ile 46 yıllık geçmişe sahip bir kurumun (NACA) ve liderliğini Wernher von Braun'un yaptığı Alman roket programının önemi tartışmasız katkılarıyla, köklü bir kurum haline gelir. Wernher von Braun halen Amerikan Uzay Programının babası olarak nitelendirilir. Askeri Balistik Füze Ajansı (Army Ballistic Missile Agency) ve Donanma Araştırma Labaratuvarı da yine NASA'ya dahil edilen birimler arasındadır.
Cape Canaveral diye bilinen dev uzay üssünde fırlatma rampaları, uzay kontrol merkezleri, telekomünikasyon sistemleri gibi sayısız tesis yer almaktadır.
NASA'nın şimdiye kadar yaptığı uzay çalışmaları, büyük oranda başarıyla sonuçlanmış fakat ABD'ye milyarlarca dolara mal olmuştur. Özellikle Ay'ın fethiyle sonuçlanan Apollo programı, Skylab, uzay mekiği programları çok büyük harcamaları gerektirmiştir. Ancak 21. yüzyıla doğru gerçekleştirilmesi beklenen büyük uzay istasyonları, Ay istasyonu ve Mars seferi programları yanında, önceki harcamaların çok küçük kalacağı hesaplanmaktadır.
'National Aeronautics and Space Administration Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi
NASA Logo.png
KısaltmaNASA
MottoFor the Benefit of AllHerkesin İyiliği İçin[1]
Kuruluş tarihi29 Haziran 1958
ÜlkeAmerika Birleşik Devletleri
MerkeziWashington, D.C.
Çalışan sayısı18,800+
Yıllık bütçesi17,3 milyar $ [2]
Şef YöneticiCharles Frank Bolden, Jr.
Web sitesiwww.nasa.gov 


Kanuni Sultan Süleymannın hayatı (biyografisi)

Kanuni  Sultan Süleyman ( 09.12.1493)- (04.09.1565)

Osmanlı sultanlarının onuncusu ve İslam halifelerinin yetmişbeşincisi.



Saltanatı: 1520-1566
Babası: Yavuz Sultan Selim- Annesi: Hafsa Sultan
Doğumu: 27 Nisan 1495 Vefatı: 7 Eylül 1566



1509'da Kefe sancakbeyliğine gönderilinceye kadar babasının yanında kalmış ve bu müddet içinde iyi bir öğrenim ve eğitim görmüştür. Babası Yavuz Sultan Selim'in 1514 İran ve 1516 Mısır seferleri sırasında Rumeli'nin muhafazası ile görevlendirildi ve Edirne'de oturdu. Babasının vefatı ile de 30 Eylül 1520 tarihinde 26 yaşında iken Osmanlı tahtına çıktı.

Kanuni Sultan Süleyman Belgrad'ın fethi (1521) ile Orta Avrupa’nın, şövalyelerin üssü olan Rodos'un zaptı (1522) ile de Akdeniz hakimiyetinin kapılarını devletine açtı. 1526'da yüz bin kişilik ordusuyla ve üç yüz kadar top ile Mohaç Ovası'nda Macar ordusuyla karşılaştı. Bu durumda sancaklarını açık ellerini semaya doğru kaldıran sultan; "Ya Rabbi! Senin kudret ve himayeni diliyor, Hazret-i Muhammet'in ümmetine yardımını niyaz ediyorum" diye yalvardı. Tarihin bu en büyük meydan savaşında düşman ordusunu yok eden Kanuni, 20 Eylül'de Macaristan'ın başşehri Budin'e girdi. 1529'da Viyana muhasara edildi ise de kuşatma vasıtalarının getirilmemesi ve kış mevsiminin yaklaşması üzerine neticesiz kaldı. 1532'de Alman seferine çıkan Kanuni, Viyana'yı arkada bırakarak Gratz, Marburg, Gunss ve daha bir çok Alman şehirlerini zaptetti. Yedi ay Avrupa içlerinde dolaştığı halde imparator karşısına çıkmaya cesaret edemeyince geri döndü.

1534'te Safeviler üzerine sefere çıkan Sultan, Bağdat ve Basra'yı zaptetti. Bağdat'ta evliya kabirlerini ve Kerbela'da Hazreti Ali ve Hazreti Hüseyin'in makamlarını ziyaret eden Kanuni, Abdülkadir-i Geylani hazretlerinin kabrine türbe ve yanına imaret yaptırdı. Fetih hareketlerine devam eden Kanuni, 1535'teTebriz'i zaptetti. 1537'de İtalya seferine çıkarak, Otranto'ya kadar ilerledi.

Karalarda cihan hakimiyetini eline geçiren Kanuni Sultan Süleyman, Barbaros Hayrettin Paşa vasıtasıyla denizlerde de Osmanlı Devleti'nin gücünü gösteriyordu. Nitekim bu büyük deniz komutanı haçlı donanmasını 27 Eylül 1538'de Preveze'de imha ederek, müstesna bir zaferle Akdeniz'de tam bir Türk hakimiyeti kurdu. Kanuni Süveyş'te kurduğu donanma ile de Kızıldeniz'i ve Arabistan sahillerini emniyet altına aldı ve Avrupalıları Hindistan sahillerinden uzaklaştırmaya başladı.

Bu fetihleri; 1543'te Estergon, Nis ve İstolni-Belgrad, 1551'de Trablusgarb'ın zaptı ve 1553'te Nahcıvan Seferi takip etti. İhtiyar ve hasta bir halde iken 1566'da yine cihada çıkan bu büyük Türk sultanı, Zigetvar kalesinin zaptı sırasında top sesleri arasında 72 yaşında iken vefat etti. Naşı Süleymaniye'deki türbesine defnedildi.

Türklerin kendisine Kanuni ve Gazi, Avrupalıların ise "Muhteşem" dedikleri Süleyman Han, babasından devraldığı 6,557,000 kilometrekarelik Osmanlı toprağını, yaptığı fetihlerle 14,893,000 kilometrekareye ulaştırdı. Bulunduğu yüzyıl, dünya tarihine Türk asrı olarak geçti. Bu asırda her sahada dahi devlet ve ilim adamları yetişti. Nitekim sadrazamı İbrahim Paşa, Lütfi Paşa, Sokullu Mehmet Paşa; şeyhülislamı Kemal Paşazade, Ebüssuud Efendi, şairi Baki, Fuzuli; sanatkarı Mimar Sinan; kaptan-ı deryası Barbaros Hayrettin Paşa olan bir devletin padişahı Kanuni olurdu.

Sultan Süleyman Han'ın asıl adından daha fazla bilinip, şöhreti olan Kanuni ünvanı, önceki Osmanlı kanunnamelerini ve devri icabı lüzumlu hükümleri Kanunname-i Al-i Osman adı altında, İslam hukuku esasları dahilinde toplattırıp tanzim ettirmesinden ileri gelmektedir. Kanuni hareket ve sözleri güzel, aklı kamil, nezaketli, irfan sahibi, sözleri tatlı, alim, hakim ve şairlere dost, bütün maddi-manevi iyilikleri şahsında toplamış emsalsiz bir padişahtı.

Pek çok hayrat ve iyilikleri olan Kanuni, imar faaliyetleriyle de uğraştı. Memleketin hemen her yerinde camiler, mescitler, medreseler, hamamlar ve çeşmeler inşa ettirdi. Mimar Sinan'ın yaptığı Süleymaniye Camii de bu devirde Türk azameti devrinin tacını teşkil etmiştir. Koca Mimar Sinan büyük Hakan'a; "Padişahım sana öyle bir cami inşa ettim ki, kıyamete değin ayakta duracak bir metanete sahiptir." diyerek bu güzel eserini takdim etmiştir.

Pek çok özellikleri yanında büyük bir şair olan Kanuni Sultan Süleyman'ın hastalığında yazdığı şu beyti yüzyıllardır dillerde söylenmektedir.

Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi,

Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi.

Bir olay

Fransa Kral`i bir gün Alman Imparatoru Sarlken´e esir düser. Bunun üzerine validesi derhal Osmanli imparatoru Kanuni Sultan Süleyman Han´a münacat´ta bulunarak yardim ister. Süleyman Han, derhal Alman Imparatoruna bir name yazdirir :

" Biz ki, diyar-i Trablusgarbin, diyar-i Libyanin, diyar-i Misirin, diyar-i Rumun, diyar-i ... vesaire´nin fatihi, Sultan Süleyman Han´iz. Sen ki, Almanya Eyaletinin Kral´i Sarlken´sin. Sana deriz ki, tez Fransiz Kral´i kulumuzu serbest birakasin ". Muhtesem Süleyman´in koskoca Almanya Imparatoruna olan hitabi iste bu sekilde olur.Yazdirdigi o nameyi Alman Kralina göndermek icin bir Pasa dahi tayin etmeye tenezzül etmeyen Süleyman Han, bu ise siradan bir Cavusu vazifelendirmekle iktifa eder. Tabii neticemi ? Fransiz Krali derhal serbest birakilir. Koskoca Kanuni Sultan Sülayman´a karsi durmak öyle kolay degildir.

Hakkında Yazılanlar

1.Kanuni Sultan Süleyman
Hayatı / Mefkuresi / Mücadelesi
Yavuz Bahadıroğlu
Yeni Asya Yayınları / Biyografiler Dizisi

Bir devlet adamı düşünün ki, 46 yıl boyunca ülkesini dünyanın daima zirvede ülkesi olarak idare etmeyi başarmış olsun.
e bir padişah düşünün ki, yarım asra yaklaşan idaresi süresince ülkesinde günümüze ışık tutacak hürriyet ve eşitlik prensiplerine uygun bir idare tatbik etsin.
İşte bütün idaresi boyunca seferler, zaferler, adalet, eşitlik ve huzur dolu ülkesini uzun süre zirvede tutmayı başarmış bir devlet adamı:
Kanuni Sultan Süleyman.


HABER

Yeditepe'den tarih gündemi:


KANUNÎ VE ŞEHZADE MUSTAFA



Balyos raporlarının Kanunî dönemine ait ikinci kısmında, Şehzâde Mustafa’nın öldürülmesi ve bu durumun orduda meydana getirdiği öfke bütün teferruatıyla anlatılmaktadır.



kaynak :http://www.biyografi.net

Abdülaziz Han hayatı

Abdülaziz  Han ( 08.02.1830)- (04.06.1876)

Osmanlı Padişahlarının Otuzikincisi


İslam Halifelerinin Doksanyedincisi



Yönetim Süresi: 1861-1876



Babası: II. Mahmut Han
Annesi: Pertevniyal Sultan
Doğumu: 8 Şubat 1830
Vefatı: 4 Haziran 1876

Küçük yaşta din ve fen ilimlerini tahsile başladı. Kısa zamanda Arapça, Farsça ve dini bilgileri çok iyi bir şekilde öğrendi. Ayrıca boş zamanlarını değerlendirerek ata binmek, kılıç kullanma, güreş tutmak, cirit atmak gibi zamanın bütün spor dallarında pek mahir oldu. Ağabeyi Abdülmecid zamanında veliaht ilan edilen Abdülaziz bundan sonra devlet idaresi ve Avrupa'nın siyasetini iyi bir şekilde takibe çalıştı. Abdülmecid Han'ın 25 Haziran 1861'de ölümü üzerine tahta çıktı.

Bu sırada devletin durumu son derece karışıktı. Malî sıkıntı son haddinde idi. Karadağ, Hersek ve Girit'te büyük bir karışıklık hüküm sürüyordu. Avrupa devletlerinin müdahalede bulunacaklarını anlayan Abdülaziz Han yayınladığı bir fermanla onların Tanzimat konusundaki endişelerini, nispeten, ortadan kaldırdı. Malî konulardaki sıkıntının önüne geçebilmek için israf ve gereksiz harcamaların önlenmesine çalıştı. Rüşvet ve irtikab işine karışanları şiddetle cezalandırdı.

1862'de Karadağ bölgesinde çıkan isyanı serdar-ı ekrem Ömer Paşa kumandasında gönderdiği bir ordu ile anında bastırdı. Mısır'da son yıllarda Osmanlı Devleti'ne karşı bağlılığın azaldığının farkında olan Abdülaziz Han, bu bölgeye bir seyahat düzenledi. Mısır valisi İsmail Paşa'ya Hidiv ünvanını verdi. Gittiği her yerde muhteşem merasimler ve halkın sevgi gösterileri ile karşılaşan Sultan, Mısır'ın payitahta olan bağlılığını güçlendirdi. Osmanlı Devleti'ndeki müspet gelişmelerin önüne geçmek isteyen batılı devletler Girit'te büyük bir isyan çıkardılar ve adanın beynelmilel bir komisyon tarafından idaresini istediler. Bunu şiddetle reddeden Abdülaziz Han, bazı imtiyazlarla meseleyi bir müddet için halletti.

Abdülaziz Han 21 Haziran 1867'de Fransa, İngiltere, Belçika, Prusya ve Avusturya'yı içine alan bir geziye çıktı. Sultan'ın bu gezisi genel barışın sağlanmasında önemli rol oynadı. Avrupa devletleri ile olan münasebetler iyileşti. Abdülaziz Han, devlet ve milletin bekası ve huzuru için gece gündüz çalışırken içte batı hayranı ve mason devlet adamları her türlü siyasi desiselerle nizam ve intizamın bozulmasına gayret sarf ediyorlardı. Ziya Paşa, Namık Kemal, Ali Süavi gibi yazarlar halkı Padişah'a karşı düşmanlığa teşvik ederken, Mütercim Rüştü, Hüseyin Avni ve Mithat paşalar da Padişah'ı devirmenin hesapları içerisindeydiler. Nitekim gözlerini iktidar hırsı bürümüş bu devlet adamları, 1875'te patlak veren Bosna-Hersek isyanı ile ardından çıkan Rus harbini fırsat bildiler. Abdülaziz Han, sıkıntılar içinde olmasına rağmen Sırbistan'ı kısa sürede mağlup etti. Bulgaristan'daki karışıklıkları mahalli kuvvetlerle bastırdı. Ancak Hüseyin Avni, Mithat, Redif ve Süleyman paşalar 30 Mayıs 1876 günü Dolmabahçe Sarayı'nı kuşatarak Sultan'ı tahttan indirdiler.

Abdülaziz Han efradıyla birlikte çeşitli hakaret ve işkencelere maruz bırakıldıktan sonra 1 Haziran 1876'da Fer'iye Sarayı'na nakledildi. Avni Paşa üç gün sonra, güvenlik gerekçesiyle saray bahçesine yerleştirdiği adamlarına verdiği emirle, Kur'an-ı Kerim okumakta olan Sultan'ın bileklerini kestirerek şehit ettirdi. Hadiseye intihar süsü verilmeye çalışıldı. Ancak pehlivan yapılı Abdülaziz Han'ın zorbalarla boğuşması sırasında vücudunda meydana gelen çürükler ile iki dişinin kırık olduğunu görgü şahitleri ifade etmişlerdir. Zaten tıp ilmi, intihar edecek bir şahsın iki bileğinin damarlarını kesemeyeceğini belirtmektedir. Şehit Sultan'ın cenazesi 5 Haziran 1876 günü pederi Sultan II. Mahmud Han'ın Çemberlitaş'taki türbesine defnedildi.

Abdülaziz Han iyi niyetli, dindar, her sabah Kur'an-ı Kerim okuyan, son derece vakar sahibi bir kimse idi. Devrin alimlerini sayarak toplar münazaralar yaptırır, kendisi de bazan bu münazaralara iştirak ederdi. Devlet işlerini bilfiil kendisi idare etmeye çalışırdı. Onun en büyük gayesi Devlet-i Aliyye'nin istiklalinin devam etmesi ve halkının refah içinde yaşaması idi. Bu sebeple ilim ve teknikte ilerlemeye ve imar faaliyetlerine büyük önem verdi. 1863'te sahillere deniz fenerleri yapıldı ve devlet şurası kuruldu. 1867'de Sultanî mektepleri (liseleri), 1868'de sanayi mektepleri, 1869'da Süveyş kanalı açıldı. 1870'de şark demiryolları yapıldı, tıbbiye, orman ve maden mektepleri açıldı. 1875'te Galata tüneli yapıldı ve askerî rüştiye mektepleri açıldı. Donanmaya büyük önem verdi. Hint Okyanusu'na kadar donanmamızı göndererek, Osmanlı deniz gücünü İngilizlere kabul ettirdi. Osmanlı donanmasının I. Dünya ve Kurtuluş harpleri sırasındaki muvaffakiyeti, Sultan Abdülaziz'in donanmaya kazandırdığı bu kudretle mümkün olmuştur.



HAKKINDA YAZILANLAR

Sultan Abdülaziz'in Avrupa Seyahati
Cemal Kutay
Boğaziçi Yayınları / Cemal Kutay'ın Eserleri





HABER

Abdülaziz'in fotoğraf albümü müzayedede



Sultan Abdülaziz ve ailesine ait fotoğraf albümü, Asar-ı Atika Müzayede ve Sanat Galerisi'nin 16 Ekim'de düzenleyeceği müzayedede satışa çıkıyor. Albümde Abdülaziz Han, çocukları, haremağaları, cariyeleri, padişahın Süveyş Kanalı açılışına beraber katıldığı İngiliz Kralı Edward ile kraliçe, Cevdet Paşa, Napolyon, Prusya Veliahtı, Hıdiv, Von Moltke Paşa, Rus Sefiri, Paris Büyükelçisi, Sultan Reşad, Halife Abdülmecid ve Şehzade Mehmet Burhanettin efendilerin Abdullah Freres ve Vasili Kargapulos tarafından çekilmiş fotoğrafları yer alıyor. 9 bin TL'den satışa çıkarılan albüm 100 adet küçük boy portre fotoğrafından oluşuyor.

Conrad Oteli'nde saat 15.30'da gerçekleştirilecek müzayedenin dikkat çekici parçalarından biri de hicri 1285 tarihli, Sultan Abdülaziz'e ait gümüş sini. 140 cm çapındaki sininin açılış fiyatı 140 bin lira. 19. yy Sultan Abdülmecid'in oğlu Mehmed Burhanettin Efendi'ye ait ait çay takımı, Rusya İmparatorluğu'nun son çarı ve Romanov hanedanının hüküm süren son üyesi 2.Nikolay'ın eşi Çariçe Aleksandra'nın gümüş çay servis takımı, Nejad Melih Devrim'in "Çin Bulutları" isimli 1962 tarihli başyapıtı, 19. yüzyıla ait yeşil zemin üzerine beyaz ay yıldızlı Osmanlı sancağı satışa arz edilen eserlerden diğerleri.
Zaman 9 Ekim 2011

Kısaca Mustafa Kemal Atatürk (Özet)


Mustafa Kemal, 1881 yılında, Osmanlı İmparatorluğu'na bağlı bir vilayet olan Selanik'te doğdu. Babası Ali Rıza Efendi, annesi Zübeyde Hanım'dır. Babasını küçük yaşta kaybettikten sonra ilkokulu Selanik'te Şemsi Efendi Mektebi (İlkokul)'nde okudu. Öğrenimini Selanik Askeri Rüştiyesi(ortaokul) ve Manastır Askeri İdadisi(Lise)'nde sürdürdü. 1899'da girdiği İstanbul Harbiye Mektebi'ni 1902 yılında piyade teğmeni rütbesiyle, Harp Akademisi'ni de 1905'te kurmay yüzbaşı rütbesiye bitirdi.
Mustafa Kemal, Şapka Devrimi sırasında Kastamonuda (1925)
Mustafa Kemal, Şapka Devrimi sırasında Kastamonuda (1925)

Mustafa Kemal, 1905 yılında Şm'da 5. Ordu'da, 1907'de Makedonya'daki 3. Ordu'da görevlendirildi. Manastır ve Selanik'te görevli iken 1909'da İstanbul'daki (31 Mart Vak'ası) ayaklanmayı bastıran Hareket Ordusu'nda görev aldı ve ayaklanma başarıyla kısa sürede bastırıldı. Arnavutluk isyanını bastırma harekatına katıldı. 1911'de İtalya'nın Trablusgarp'a asker çıkarması üzerine Tobruk'a gönderildi. Tobruk ve Derne'de Türk Kuvvetlerini başarı ile yönettikten sonra binbaşı rütbesiyle 1912-1913 yıllarında Balkan Savaşı'na katıldı; Edirne'yi Bulgaristan'dan geri alan kolorduda görev yaptı. 1913-1915 yıllarında Sofya'da ataşe olarak bulundu. Birinci Dünya Savaşı'nda, 1915'te, 19. Tümen Komutanı olarak Çanakkale Savaşı'na katıldı. Gelibolu'da düşman saldırılarını başarı ile durdurdu; "Anafartalar Kahramanı" olarak ün kazandı.
Afgan kralı Amanullah Han'la Başbakan İnönü'nün tenis oynayışlarını seyrederken.(24 Mayıs 1928)
Afgan kralı Amanullah Han'la Başbakan İnönü'nün tenis oynayışlarını seyrederken.(24 Mayıs 1928)
1916'da Doğu Cephesi'ne Kolordu Komutanı olarak atandı ve generalliğe yükseltildi. Rus saldırılarını durduran Mustafa Kemal, Bingöl ve Muş'u düşmandan geri aldı. 1917'de Filistin ve Suriye'de görevli 7. Ordu Komutanlığı'na atandı. Aynı yıl Veliaht Vahdettin ile Almanya'ya gitti.
Alman Genel Karargahı ve Alman savaş cephelerinde incelemeler yaptı. 1918'de yeniden görevlendirildiği Suriye cephesinde 7. Ordu Komutanı iken, Birinci Dünya Savaşı'nın sona ermesiyle imzalanan Mondros Ateşkes Antlaşması'ndan sonra İstanbul'a geldi. Ülkeyi düşman işgalinden kurtarmak amacını gizli tutarak, Ordu Müfettişliği görevi ile İstanbul'dan ayrıldı.
Karadeniz yoluyla 19 Mayıs 1919'da Samsun'a çıkan Mustafa Kemal, 22 Haziran 1919'da Amasya Genelgesi'ni yayımladı. Türk milletine, "Vatanın bütünlüğünün ve milletin bağımsızlığının tehlikede olduğunu, azim ve kararlılıkla vatanın kurtarılması için Sivas'ta bir kongre toplanacağını" bildirdi. Ayrıca Osmanlı Hükûmeti'nin verdiği görevden ve askerlikten istifa ederek 23 Temmuz 1919'da Erzurum'da, 4 Eylül 1919'da Sivas'ta toplanan kongrelerin başkanlığını yaptı.
Bu kongrelerde, "Düşman işgaline karşı milletin vatanı savunacağı, bu amaçla geçici bir hükûmetin kurulacağı ve bir milli meclisin toplanacağı, manda ve himayenin kabul edilmeyeceği" kararları alındı ve açıklandı. Türkiye Büyük Millet Meclisi, onun çabalarıyla 23 Nisan 1920'de Ankara'da tarihi görevine başladı; Mustafa Kemal, Meclis ve Hükümet Başkanı seçildi. Osmanlı Hükümeti ile İtilaf Devletleri arasında imzalanan Sevr Antlaşması'nı Türk milletinin kabul etmediğini dünyaya duyurdu.
Mustafa Kemal, Ankara (29 Ekim 1929)
Mustafa Kemal, Ankara (29 Ekim 1929)
İtilaf Devletleri'nin yardımıyla İzmir'i işgal eden Yunan Kuvvetlerinin ilerlemesi 1921'de Birinci ve İkinci İnönü savaşlarıyla durduruldu. 23 Ağustos 1921'de yeniden saldıran Yunan Ordusu bozguna uğratılarak Başkomutan Mustafa Kemal Paşa'nın yönettiği Türk Ordusu Sakarya Meydan Savaşı'nı zaferle sonuçlandırdı. 22 gün geceli gündüzlü süren bu savaşta Yunan Ordusu ağır kayıplara uğratıldı. Bu zafer nedeniyle Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından Mustafa Kemal'e a€˜Mareşal' rütbesi ve 'Gazi' unvanı verildi. Türk Ordusu, vatanı düşman işgalinden kurtarmak için 26 Ağustos 1922'de karşı saldırıya başladı. Mustafa Kemal Paşa'nın yönettiği Başkomutan Meydan Savaşı'nda (30 Ağustos 1922) Türk Ordusu Yunan Ordusu'nun büyük kısmını yok etti. Bozguna uğrayarak kaçan düşman kuvvetlerini izleyen Türk Ordusu 9 Eylül 1922'de İzmir'e girdi. 11 Ekim 1922'de Mudanya Ateşkes Antlaşması imzalandı ve İtilaf Devletleri işgal ettikleri Türk topraklarından çekildiler.
Kurtuluş Savaşı'nın ardından TBMM tarafından 29 Ekim 1923 günü Cumhuriyet ilan edilirken, Mustafa Kemal de Cumhurbaşkanı seçildi. 1938'deki ölümüne dek arka arkaya 4 kez cumhurbaşkanı seçilen Atatürk, bu görevi en uzun süre yürüten cumhurbaşkanı oldu.
Mustafa Kemal'e, 24.11.1934 günlü, 2587 sayılı kanunla Atatürk soyadı verildi ve bu soyadının başkaları tarafından kullanılması yasaklandı.
Mustafa Kemal Atatürk, 1929 Dünya Ekonomik Bunalımı'nın etkilerini hafifletmek ve ülkenin kalkınmasını hızlandırmak amacı ile 1933'te Beş Yıllık Sanayi Planı'nı başlattı. Aynı dönemde dış politikada da önemli adımlar atıldı; Milletler Cemiyeti'ne girilmesi (1932), Balkan Antantı'nın imzalanması (1934), Montrö Boğazlar Sözleşmesi (1936) ve Sadabat Paktı (1937) gibi girişimler Türkiye'nin bölgesinde ve dünyada etkili bir aktör olarak öne çıkmasına katkıda bulundu. Atatürk, Hatay'ın anavatana katılması için yoğun bir diplomatik çaba sarf etti ve onun bu amacı, vefatının ardından 1939 yılında gerçekleşti.
Atatürk, yalnızca Türk milletinin Kurtuluş Savaşı'nı başarı ile yöneten bir komutan değil, aynı zamanda gerçekleştirdiği devrimler ile de dahi bir devlet adamı idi. 57 yıl süren yaşamının büyük kısmında, milletinin ve vatanının bağımsızlığı ve mutluluğu için yılmadan çalıştı ve girdiği her mücadeleden zaferle çıktı.
Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu, cesur ve unutulmaz önderi Mustafa Kemal Atatürk, 10 Kasım 1938'de aramızdan ayrıldı.


Mustafa Kemal Atatürk'ün hayatı ve yaşamı hakkında detaylı bilgi için; Mustafa Kemal Atatürk'ün Hayatı başlığına tıklayınız.