Diğer adı pnömotoraks olan akciğer sönmesi olayı çok çeşitli nedenlerle kendini gösterebilir. Yani başlı başına bir hastalık değil, bazı hastalıkların neticesidir. Akciğerler, içi havayla dolu olan, dışındaki zar sayesinde hava alışverişini sadece belirli yollarla yapan ve göğsümüzün içinde bulunan organlardır. Normal olarak bu zar içeri giren çıkan havayı muhafaza eder. Eğer bu zar tahrip olup üzerinde delik açılırsa normal olmayan bir yol ile hava çıkışı sağlanır. Yani istem dışı hava kaçırılır. Bu hava ağız, burun yoluyla dışarı da atılamadığı için artık akciğerlerin üzerinde, yani göğsümüzün altında birikmeye başlar. Birikme arttıkça akciğerlere olan basınç da artar. Bu basınç da normal yollarla gerçekleşen hava değişimini, yani solunumu doğrudan etkiler ve nefes alıp vermede sıkıntılar çıkar. İşte böyle bir durum gerçekleşirse bu olaya akciğer sönmesi deniyor.
29 Eylül 2012 Cumartesi
Akciğer Sönmesi Nedir?
Paraşüt Sporunun Tarihçesi ve Atatürk
Günümüzde kullanılan paraşütün ana ilkelerini “Leonorda Da Vinci”nin bulmuştur. Dünyadahavadan paraşütle ilk inişi 22 Ekim 1797 ‘de Fransız havacısı “Andre Garnerin” gerçekleştirdi. Paris’ten havalanan bir balonla yükseğe çıktıktan sonra balonu sepete bağlayan ipi kesti ve paraşütle yere inmeyi başardı.Uçaktan ilk paraşütle atlayan ise ABD li Yüzbaşı Berry ve 10 Mart 1912’de Saint Louis’de gerçekleştirirdi.1913 te Fransız pilotu Pegoud, uçağın gövdesine yerleştirilen bir paraşütle atlayarak Avrupa’daki ilk paraşütle atlamayı başardı.
Paraşüt ipek gibi naylon kumaştan yapılmaktadır. Şemsiye biçimde olduğu gibi kare ya da dikdörtgen şeklinde paraşütler vardır. Yüksek bir yerden düşen ya da inen bir cismin, bir insan düşüşünü ağırlaştırarak yere inmesini sağlayan düzenektir. Uzay uçuşlarında paraşütlerden yararlanılır. Uzay araçlarının ve füze başlıklarının uzaydan yeryüzüne dönüşlerindeki hızı azaltmak için kullanılır .
Ankara ve İzmir’de yapılan paraşüt kuleleri gençleri bu spor dalına çeken bir etmen olmuştur.1962 de düzenlenen dünya paraşüt şampiyonasında Türk sporcuları da yarıştı.1966 yapılan uluslar arası yarışmada Türk sporcular ikincilik, dördüncülük ve yedincilik olma başarısını yakaladı. Türk paraşüt sporunun en büyük zaferi 1987 yılında elde etti. Güney korede düzenlenen dünya gençler paraşüt şampiyonasında “Bülent Görgeç” altın madalya kazanarak dünyaya ismini duyurdu. Ve Sedat Simavi vakfı spor dalı ödülü aldı.
Bitkiler İletişime Geçiyor Mu?
Bilim insanlarının son araştırmasıyla bitkilerin de kendi aralarında iletişime geçebildiklerini ortaya koydu. Özellikle yoncalar üzerindeki gözlemlerde ortaya konan bu veriler, diğer bitkilerin incelenmesiyle de kanıtlanmış oldu. Ancak tüm bitkilerin iletişime geçip geçmedikleri henüz bilinmiyor. Genelleme yapmanın bu konuda doğru olmayacağı hakim. Ancak gözlemlenen çoğu bitkide kendilerine özel biriletişim sistemlerinin olduğu görüldü.
Bu gözlemlere göre; yonca, eğrelti otu, çilek vb. otsu bitkiler kendi oluşturdukları doğal iletişim ağını kullanıyorlar . Diğer sıra dışı bitkiler ise sadece belirli zaman dilimlerinde, belirli aracılar yardımıyla iletişime geçiyorlar. Bu iletişimlerin sağlanmasındaki en önemli etken ise bitkilerde mevcut olan dahili kanallar. Bu kanallar içsel birtakım sinyaller üretiyor ve bu sinyallerin alıp verilmesiyle iletişim gerçekleşiyor. Özellikle yoncalar üzerinde durulan araştırmada, yoncaların tırtıl sürüsü yaklaştığında birbirleriyle iletişime geçtiklerini ortaya koydu. Builetişim sayesinde, henüz saldırıya uğramamış bitkilerde bazı kimyasal ve fiziksel değişimler gerçekleştiği gözlemlendi. Böylece kendi güvenliklerini oluşturmaya başlıyorlar. Bu yolla tırtıllar kendilerinden uzak duruyor. Hatta birçok bitkide gerçekleşen hastalıklar bu yolla birbirlerine yayılıyor. Bitkilerde üreyen virüsler, bitkilerin kullandığı bu iletişim ağı sayesinde yayılıyor ve öteki bitkilere de bulaşıyor.
Elde Eriyen Element: Gallium
Doğada serbest halde bulunan elementlerden olan gallium elementinin kısaltması ” Ga” . Atom cetvelindeki numarası 31 ve 69.723 atomik kütleye sahip. Katı halde olan bu elementin erime noktası 29.76 C derece. İşte bu yüzden insan elinde bile hemen eriyor. Bu noktada ilginç bir hal alan bu element doğada tek başına bulunabildiği gibi, çinko ve bauksit içinde de az miktarlarda rastlanabilir. Bu element günlük yaşamımızda kullandığımız aletlerde dekullanılıyor . Mikrodalga fırınlar ve kızılötesikullanılan uygulamalarda kullanılıyor . Yani mikroelektronik alanının vazgeçilmezlerinden. Çok az da olsa bazı ilaçlarda da kullanılabilmektedir . Ayrıca hiçbir canlıda bu elementin izine rastlanmamıştır.
Bu element 1875 yılında, Emile Lecoq de Boisbaudran tarafından keşfedilmiştir. İçinde zehir de bulunur. Ancak bu zehrin etkisi çok düşüktür. Yani insan sağlığına zararı ancak yutulduğunda olur. Oda sıcaklığında sıvı halde bulunabilen sadece 4 metal vardır ve onlardan biri de galliumdur. Ayna üretiminde kullanılan gallium, porselen ve cam sanayisinin de vazgeçilmezlerinden. Ayna, cam, porselen vb. maddelerin pürüzsüz bir hal almasını sağlayan bu elementtir. Bu maddeler, gallium ile yıkanır ve öyle kullanıma hazır hale getirilir.
Ölümsüz Canlı: Turritopsis Nutricula
Yakın zamanda keşfedilen bir canlı ölümsüzlüğün kısmen de olsa var olduğunu hissettirdi. Çünkü bu canlı yaşlılığa bağlı bir nedenden ötürü ölmüyor, yani yaşlanmıyor. Tabi ki tamamen ölümsüzlük anlamı çıkarılmamalıdır bu keşiften. Çünkü bir hastalık veya dış etkenden ( avlanma vb. ) dolayı bu canlı da ölebilir. Bahsettiğimiz canlı türü, Turritopsis Nutricula ismi verilen bir denizanası. Turritopsis Nutricula, ölümsüz denizanası manasına geliyor. Bu denizanası, diğer denizanası türlerinde olduğu gibi yaşamları iki farklı dönem üzerinden incelenir. Yani bu türün ait olduğu grup, polip ve medusa dönemleri olarak incelenir. Turritopsis Nutricula da bu dönemleri normal olarak yaşar. Ancak diğerlerinden farkı o dönemleri aşıp farklı bir şekilde hayatlarına devam etmeleri.
Elektromanyetik Radyasyon ve Etkileri
Günlük hayatta kullandığımız hayatımızı kolaylaştıran bir çok elektrikli alet, bize kolaylık sağlamanın yanı sıra zarar da vermektedir. Bu aletlerden en çok kullanılanları ; cep telefonu , bilgisayar, mikrodalga fırın, televizyon gibi birçok elektrikli alet elektromanyetik radyasyon yayarak sağlığımızı tehdit etmektedir.
Her insan için tehlikeli olan bu elektromanyetik radyasyondan korunmak tamamen mümkün olmasa da, dikkat edilecek bir kaç önemli husus ile etkilenme miktarını düşürebiliriz. Örneğin; evimizde elektrikli aletleri kullanmadığımız zaman kapalı tutmalı ve fişten çıkarmalıyız. Bu aletleri kullanmasak da kapatmadığımız süre içerisinde elektromanyetik radyasyon yaymaya devam ederler. LED , LCD ya da plazma ekranlarını tercih etmeliyiz. Okuma lambası olarak halojen ya da floresan lambaları kullanmamalıyız .
Elektromanyetik radyasyondan korunmak mümkün olmasa da etkilenme oranını en aza indirmek elimizde. Size çağın gerisinde kalmak gibi gelse de, daha sağlıklı bir hayata değeceği şüphesiz.
Karadeniz’in Vazgeçilmez Sesi: Kemençe
Kökeni farsça olan ve farsçada ”yay-kavis” anlamını taşıyan keman kelimesine dilin küçültme eki olan ”-çe” eki getirilerek ”yayla çalınan küçük keman ” anlamına gelen ”kemençe” kelimesi oluşturulmuştur.” Kemençe” kelimesi birçok komşu ülkede de hala bu isimle kullanılmaktadır .
Tarihe en eski yaylı enstrüman olarak geçen rebab ve keman ile aynı sınıftan olduğu düşünülen, bir yay yardımıyla çalınan ve inceden kalına doğru zil, sağır ve bom olarak isimlendirilen uzun bir süre bağırsaktan yapılan teller kullanılıp sonradan metal kullanılmaya başlayan üç telli bir çalgıdır. Türkiyedekullanılan iki tip kemençe bulunmaktadır, biri Armudi kemençe iken diğeri ise karadeniz yöresine ait halk müziğinde kullanılan karadeniz yada laz kemençesidir. Halk müziğindekullanılan klasik kemençe ile karıştırılmaması amacıyla karadeniz bölgesinde kullanılan kemençeye yöreye has bir isim verilmiştir. Klasik kemençeye nazaran geri planda kalan karadeniz kemençesi, karadeniz insanının gelenek, görenek ve kültüründen vazgeçmeyen kendine has yapısı sayesinde bugünlere dek gelebilmiştir.
Kemençe yapımında özellikle, dut, karadut, akçaağaç ardıç, ladin veya erik ağacından tamamen el emeği ile oyularak tip ve özelliklerine göre 3-15 gün içerisinde yapılmaktadır. Karadeniz bölgesinde yıllardır hiç aksama dönemine girmeksizin ve ustalığında babadan oğula geçen bir sanat olarak Giresun ve Trabzonun ilçeleri olan, Görele, Eynesil, Akyazı, Maçka, Tonya, Vakfıkebir, Akçaabat, Sürmene’nin kendine has tezgahlarında üretilmektedir.
Normal bir karadeniz kemençesinin boyu 57cm, genişliği yaklaşık 10cm ve baş ile yüksekliği ise 8,5 cm’dir. Kemençe, oturur vaziyette iki diz arasına alınarak, ayakta ise dikine hiçbir yerden destek almaksızın dikine çalınır. Karadenizde kemençenin sesini duyunca hareketlenmeye başlayan ve horon dizini oluşturun yerli halkıyla özdeşleşmiş durumdadır…
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)