29 Eylül 2012 Cumartesi

Elde Eriyen Element: Gallium


Doğada serbest halde bulunan elementlerden olan gallium elementinin kısaltması ” Ga” . Atom cetvelindeki numarası 31 ve 69.723 atomik kütleye sahip. Katı halde olan bu elementin erime noktası 29.76 C derece. İşte bu yüzden insan elinde bile hemen eriyor. Bu noktada ilginç bir hal alan bu element doğada tek başına bulunabildiği gibi, çinko ve bauksit içinde de az miktarlarda rastlanabilir. Bu element günlük yaşamımızda kullandığımız aletlerde dekullanılıyor. Mikrodalga fırınlar ve kızılötesikullanılan uygulamalarda kullanılıyor. Yani mikroelektronik alanının vazgeçilmezlerinden. Çok az da olsa bazı ilaçlarda da kullanılabilmektedir. Ayrıca hiçbir canlıda bu elementin izine rastlanmamıştır.
Bu element 1875 yılında, Emile Lecoq de Boisbaudran tarafından keşfedilmiştir. İçinde zehir de bulunur. Ancak bu zehrin etkisi çok düşüktür. Yani insan sağlığına zararı ancak yutulduğunda olur. Oda sıcaklığında sıvı halde bulunabilen sadece 4 metal vardır ve onlardan biri de galliumdur. Ayna üretiminde kullanılan gallium, porselen ve cam sanayisinin de vazgeçilmezlerinden. Ayna, cam, porselen vb. maddelerin pürüzsüz bir hal almasını sağlayan bu elementtir. Bu maddeler, gallium ile yıkanır ve öyle kullanıma hazır hale getirilir.

Ölümsüz Canlı: Turritopsis Nutricula


Yakın zamanda keşfedilen bir canlı ölümsüzlüğün kısmen de olsa var olduğunu hissettirdi. Çünkü bu canlı yaşlılığa bağlı bir nedenden ötürü ölmüyor, yani yaşlanmıyor. Tabi ki tamamen ölümsüzlük anlamı çıkarılmamalıdır bu keşiften. Çünkü bir hastalık veya dış etkenden ( avlanma vb. ) dolayı bu canlı da ölebilir. Bahsettiğimiz canlı türü, Turritopsis Nutricula ismi verilen bir denizanası. Turritopsis Nutricula, ölümsüz denizanası manasına geliyor. Bu denizanası, diğer denizanası türlerinde olduğu gibi yaşamları iki farklı dönem üzerinden incelenir. Yani bu türün ait olduğu grup, polip ve medusa dönemleri olarak incelenir. Turritopsis Nutricula da bu dönemleri normal olarak yaşar. Ancak diğerlerinden farkı o dönemleri aşıp farklı bir şekilde hayatlarına devam etmeleri.
Turritopsis Nutricula, normal gelişen iki dönemin ardından hayat döngüsünü devam ettirir ve polip döneme geri döner. Biraz daha açarsak; Turritopsis Nutricula yavruları normal olarak polip dönemi yaşarlar. Daha sonra bu dönemi takip eden medusa dönemine girerler ve bu süreci de normal geçirirler. Bu dönemde ürerler. Bu üremenin şekli eşeylidir. Normal denizanaları bu dönemin ardından yaşlanmaya başlarlar ve zamanla ölürler. Ancak Turritopsis Nutricula, bu dönemin ardından yaşlanmaz ve polip döneme geri döner. Bu işlem sürekli gerçekleşir ve bu da yaşlılığın önüne geçer. Yani Turritopsis Nutricula, sürekli olarak gelişir ve tekrar yavru haline gelir. Henüz bu keşif çok yeni ve bu yüzden bu denizanası türüne ait çok araştırma mevcut değil. Ancak yeni araştırmalar sonucu insanların da sürekli dilinden düşmeyen gençleşme, anti-aging ( yaşlanma karşıtı ) vb. ifadeler tam manasıyla gerçekleşebilir. Bu denizanaları üzerine yapılacak deneyler sayesinde birçok hastalığa çare bulunabilir. Bilim dünyasında heyecan yaratan bu keşif oldukça ilgi topladı ve araştırmalar hız kazandı, yabancı makaleler arttı. Ancak Türkçe bilgiler henüz sınırlı durumda.

Elektromanyetik Radyasyon ve Etkileri


Günlük hayatta kullandığımız hayatımızı kolaylaştıran bir çok elektrikli alet, bize kolaylık sağlamanın yanı sıra zarar da vermektedir. Bu aletlerden en çok kullanılanlarıcep telefonu, bilgisayar, mikrodalga fırın, televizyon gibi birçok elektrikli alet elektromanyetik radyasyon yayarak sağlığımızı tehdit etmektedir.
Her insan için tehlikeli olan bu elektromanyetik radyasyondan korunmak tamamen mümkün olmasa da, dikkat edilecek bir kaç önemli husus ile etkilenme miktarını düşürebiliriz. Örneğin; evimizde elektrikli aletleri kullanmadığımız zaman kapalı tutmalı ve fişten çıkarmalıyız. Bu aletleri kullanmasak da kapatmadığımız süre içerisinde elektromanyetik radyasyon yaymaya devam ederler. LED, LCD ya da plazma ekranlarını tercih etmeliyiz. Okuma lambası olarak halojen ya da floresan lambaları kullanmamalıyız.
Günlük hayatımızda çok sık kullandığımız saç kurutma makinesinin manyetik alanı yüksek olduğu için; saç kurutma makinesini sürekli kullanmak yerine, belirli aralıklarla kullanmalıyız. Yatarken başucumuzda herhangi bir elektromanyetik alan kaynağı bulunmamalıdır. Elektrikli aletleri mutlaka prizden çekmeli ve cep telefonumuzu kapatmalı veya en az 1 metre uzağımızda tutmalıyız. Yaptığımız en büyük yanlışlardan biri de cep telefonlarımızı yatarken bile yanıbaşımızda tutmaktır. Cep telefonu kullanırkenkablolu kulaklık takmalıyız. İnternet bağlantılarımızda kablolu modemi tercih etmeliyiz..
Elektromanyetik radyasyon her yaştan herkesi etkilemektedir. Elektromanyetik radyasyon bir çok zararının yanı sıra üremeyi de olumsuz etkilediği için özellikle 16 yaş altı gençlerin ve çocukların ceptelefonu kullanması son derece sakıncalıdır. Bu manyetik dalgalar en çok hamile bayanlar ve bebeklerinin sağlığını tehdit etmektedir. Özellikle hamilelik döneminde bayanların daha hassas olduğu ve bebeklerin daha çok küçük olduğu için, dış etkilerden daha kolay etkilendiğini düşünürsek sonuç daha da korkutucu oluyor. Hamile bayanların hiç değilse hamilelikleri boyunca cep telefonu ve bilgisayarlardan uzak durmaları ya da en aza indirmeleri, hem kendi hem de bebeklerinin sağlığı için çok önem taşımaktadır. Uzmanlar elektromanyetik radyasyon ölçen kolyeler, bileklikler, yüzükler ile ölçüm yaparak, bu etkinin en az olduğu ortamlarda bulunmayı tavsiye etmektedirler.
Elektromanyetik radyasyondan korunmak mümkün olmasa da etkilenme oranını en aza indirmek elimizde. Size çağın gerisinde kalmak gibi gelse de, daha sağlıklı bir hayata değeceği şüphesiz.

Karadeniz’in Vazgeçilmez Sesi: Kemençe


Kökeni farsça olan ve farsçada ”yay-kavis” anlamını taşıyan keman kelimesine dilin küçültme eki olan ”-çe” eki getirilerek ”yayla çalınan küçük keman” anlamına gelen ”kemençe” kelimesi oluşturulmuştur.” Kemençe” kelimesi birçok komşu ülkede de hala bu isimle kullanılmaktadır.
Tarihe en eski yaylı enstrüman olarak geçen rebab ve keman ile aynı sınıftan olduğu düşünülen, bir yay yardımıyla çalınan ve inceden kalına doğru zil, sağır ve bom olarak isimlendirilen uzun bir süre bağırsaktan yapılan teller kullanılıp sonradan metal kullanılmaya başlayan üç telli bir çalgıdır. Türkiyedekullanılan iki tip kemençe bulunmaktadır, biri Armudi kemençe iken diğeri ise karadeniz yöresine ait halk müziğinde kullanılan karadeniz yada laz kemençesidir. Halk müziğindekullanılan klasik kemençe ile karıştırılmaması amacıyla karadeniz bölgesinde kullanılankemençeye yöreye has bir isim verilmiştir. Klasik kemençeye nazaran geri planda kalan karadeniz kemençesi, karadeniz insanının gelenek, görenek ve kültüründen vazgeçmeyen kendine has yapısı sayesinde bugünlere dek gelebilmiştir.
Kemençe karadenizde yaşamış rumlar ile Yunanistan, Trabzon ile komşu illerinde yaşayan ve kullanmayı bilen ermeniler ile gittiği ülkelere de yayılması sağlanmıştır. Fakat, Hacivat ile karagöz ve Türk tatlısının ardından kemençeye de göz koyan Yunanistan’ın, yapılan araştırmalar sonucu, Türkiye’nin önemli kültürel değerleri arasında olan kemençenin Yunanistan’a 1924′ten sonra göç eden Rumlar tarafından götürüldüğü açıklandı.
Kemençe yapımında özellikle, dut, karadut, akçaağaç ardıç, ladin veya erik ağacından tamamen el emeği ile oyularak tip ve özelliklerine göre 3-15 gün içerisinde yapılmaktadır. Karadeniz bölgesinde yıllardır hiç aksama dönemine girmeksizin ve ustalığında babadan oğula geçen bir sanat olarak Giresun ve Trabzonun ilçeleri olan, Görele, Eynesil, Akyazı, Maçka, Tonya, Vakfıkebir, Akçaabat, Sürmene’nin kendine has tezgahlarında üretilmektedir.
Normal bir karadeniz kemençesinin boyu 57cm, genişliği yaklaşık 10cm ve baş ile yüksekliği ise 8,5 cm’dir. Kemençe, oturur vaziyette iki diz arasına alınarak, ayakta ise dikine hiçbir yerden destek almaksızın dikine çalınır. Karadenizde kemençenin sesini duyunca hareketlenmeye başlayan ve horon dizini oluşturun yerli halkıyla özdeşleşmiş durumdadır…

Türk Yapımı Silahlı İnsansız Hava Aracı: ŞİMŞEK


TUSAŞ(Türk Havacılık ve Uzay Sanayi AŞ)’ın üstlendiği ve geliştirdiği ikinci insansın hava aracımız olan şimşek ANKA’dan farklı olarak gözetleme ve görüntü almak yerine güdümlü füzeler ve havadan havaya, havadan karaya gibi kilitlenebilir füze tehditlerine karşı kullanılmak üzere üretildi.
Şimşek projesi yerel destekler ve yardımlar sayesinde üretilme imkanı bulmuştur. TUSAŞ’ın kendi imkanları ve TEYDEB(Teknoloji ve Yenilik Destek Programları Başkanlığı)’inde sunduğu imkanlar ile proje başlatılmıştır. Silahlı kuvvetlerinin hava savunma sistemlerini, denediği turna hedefi gibi bazı fırlatılan ve bir süre havada kalıp vurulan bu eski sistemin yerine, hava savunma sistemlerinin eğitimi ve denemelerinde şimşek sayesinde daha iyi ve gerçekçi tatbikatlar yapılmasına olanak sağlayacaktır. Şimşek imkanlar doğrultusunda tamamen yerli teçhizat ve mekanizma ile üretilecek. İtiş gücü yüksek jet motoru Türk motor sanayi tarafından tasarlanan ve üretilen bir motor ile çalıştırılacak.
Öne çıkan özellikleri
-Tamamen Türk mühendislerinin geliştirdiği yazılımlar ile özgün bir uçuş kontrol sistemi hazırlanacak.
-Bir füze gibi güdümlü takip yaparak hedefi yakalama ve bu şekilde işleyen kusursuz yapısı.
-Kendisine yapılan saldırıların anlık bilgisini kontrol merkezine anında ileterek hedefe yapılan atışların(şimşeğin silah sistemlerinde hedef olarak kullanıldığı düşünülürse) isabetini ve zamanlama gibi bilgilerini iletmede ve bu sayede daha iyi senaryolarla eğitim verilmesi gibi imkan vermektedir.
-Gözle görülebilir bir hedef olarak ilerleme ve füze yanıltıcı sistemleri bulunmaktadır.
-Piste ihtiyaç duymadan fırlatma rampası ile mobil şekilde her an kullanılma imkanı sunmaktadır.
-Fırlatılan aracın tekrar kullanılması için enerjisi ve ya görevi bitince güvenle(paraşüt ile) karaya inmesi gibi pek çok özelliğe sahiptir.
1.5m kanat açıklığı 2.30 metre boyu, 1 saat havada kalma süresi,turbo jet mtoru, 370 kmuçuş ve maksimum 740 km sürat de bulunan teknik özellikleridir.

Negatif Deneycilik Nedir?


Bu kuramı ortaya atan ilk isim Victor Bochard’ dır. 1878 yılında ortaya attığı kuramın asıl gelişimi Karl Popper ile sağlanmıştır. Bochard’ a göre bazı durumları açıklayan birden fazla doğru kanıt onun hakkında kesin yargıya varmak için yetersizdir. Hatta yanlıştır. Gerçeğe ulaşılmak isteniyorsa, gerçek üzerine doğrular değil yanlışlar konuşulmalıdır. Dolayısıyla gerçeğe dair pozitif yaklaşımlı kanıtlar yetersizdir. Kesin yargı için negatif kanıtların bulunması gerekir. Popper ise ” yanlışlanabilir özellik ” ile bu kuramın gelişmesinde etkili olmuştur. Aslında bu kuramı çok daha sağlam temellere dayandırmıştır. O da mevzuyu kuramlar üstüne getirmiş ve durumu şöyle açıklamıştır:
Bir kuramın geçerli olabilmesi ve kanıtlanabilmesi için, onu doğrulayan olgular yanıltıcıdır. Çünkü doğrulayan olgulara odaklanılır ve genellemeler yapılır. Oysa belirleyici olan kuramı yanlışlayan olgulardır. İşte yanlışlayan olguları belli olan bu kuramlar bilimseldir. Ona göre deney yapmak kolaydır. Deney sonucunda kuramı destekler doğru olgular da bulunması çok zor değildir. Ancak yanlışlayan olgular bilinmedikçe kesinlik bir bilimsellikten söz edilemez. En basit şekilde şöyle açıklayalım ve Taleb’ den bir örnek verelim: Eğer bir kuram yanlışlanabiliyorsa işte o zaman bilimsel değere ulaşmış demektir. Nicholas Taleb ise Siyah Kuğu isimli kitabında bu olayı şöyle açıklıyor:
” Beyaz Kuğuları görmek, Siyah Kuğuların olmadığını kanıtlamaz. Ancak burada bir istisna söz konusu; Hangi ifadenin yanlış olduğunu biliyorum, fakat bu hangisinin doğru olduğunu bildiğim anlamına gelmiyor. Bir Siyah Kuğu görürsem, tüm kuğuların beyaz olmadığını doğrulayabilirim! Birini cinayet işlerken görürsem, onun bir katil olduğundan emin olabilirim. Fakat onu cinayet işlerken görmezsem masum olduğundan emin olamam. Aynı şey kanser saptaması için de geçerlidir: Tek bir habis tümörün olması kanser olduğunuzu kanıtlar, fakat böyle bir bulgunun olmaması kanserli olmadığınıza dair kesin bir delil anlamına gelmez. ”
Olaya biraz da başarı ve başarısızlık üzerinden gidelim ve taşlar yerine otursun. Mesela başarılı olan birçok giyim mağazası var. Bu başarılı mağazalar çok iyi iş yapıyor ve çok paralar kazanıyor. Bunun üzerine bu mağazaların sahiplerinden yer seçmedeki kriterlerine dair tüyolar alınıyor. Ancak bu mağazaların bulunduğu yerlerde birçok zarar eden mağaza da var. Onlar ise gözardı ediliyor ve doğrulayan olgular gerçekmiş gibi görünüyor. Yanlışlayanlar ise geri plana itilerek hayati kararlar alınıyor.
Son olarak Abraham Lincoln’ un hayatından bahsedelim. Bildiğiniz gibi üzerine birçok kitap yazılmış, birçok kitapta da örnek olarak verilmiştir. Uzun seneler boyunca sürekli başarısız olmuş ancak en sonunda sürekli ihtimalleri zorladığı için ABD Başkanlığı’ na sahip olmuştur. Yani bu kitaplarda sürekli başarısızlıktan yılmamak gerektiği anlatılır. Doğrudur ancak eksiktir. Çünkü bu kitaplar Lincoln ile benzer hayal kırıklıklarını yaşamış ve sonunda hiçbir istediğine kavuşamamış insanları örnek vermezler. Bu da gerçekleri saptırmak olur. Çünkü Lincoln bir istisnadır. Dünya üzerinde az sayıda birçok felaketle karşılaşıp sonunda çok büyük isteklerine kavuşabilen insan vardır. Ancak birçok felaketle karşılaşıp hazin sonlarla biten birçok yaşam öyküsü mevcuttur. Ancak çoğu kişisel gelişim öykülerinde, kitaplarında sürekli pozitif örnek verilir. Bu da insanların eksik veya yanlış bilgilendirmesi demektir.

Sivrisinekler Neden Sokar? İnsan Kanını Nasıl Emerler?


Dünya üzerinde birçok sivrisinek türü vardır. 3000′ e yakın türdeki sivrisineklerin hepsi insanları sokmaz. Zaten insan kanı tek beslenme kaynakları olsaydı bu kadar tür varlığını sürdüremezdi. Çünkü insanların bulunmadığı yerlerde de sivrisinekler vardır. Sadece belirli türleri insanların kanlarıyla beslenirler. Ayrıca bu türlerin sadece dişileri bu işlemi gerçekleştirirler. Erkekleri insanları sokmazlar. Dişilerin insanları sokmasının sebebi sadece beslenmek değildir. Asıl amaçları bu beslenme sayesinde elde ettikleri kandaki proteini vücutlarına dahil etmek. Çünkü kandaki protein onların yumurtaları dolayısıyla üremeleri için gereklidir. İlk ürettikleri yumurtada bu proteine çok ihtiyaç yoktur. Hatta hiç olmasa bile yumurta üretimi gerçekleştirilebilir. Ancak daha sonraki yumurtalar için bu proteinin olması şarttır. Bu yüzden sadece insanların kanlarını da emmezler. Aynı zamanda gerekirse su üzerine çıkan deniz canlılarının kanlarını bile emebilirler. Erkek sivrisinekler ise canlı kanlarını emmezler. Çünkü yumurta üretmezler ve bu yüzden çiçeklerdeki özleri besin kaynağı olarak kullanırlar.
Kan emen sivrisineklerin alıcıları gelişmiştir. 3 ayağındaki alıcı ve üzerlerinde bulunan duyargalar sayesinde canlıların uerini bulurlar. Nem ve ısıya karşı duyarlıdırlar. Bu duyarlılık çok hassastır. Çok düşük sıcaklıkdeğişimlerini bile hissederler. Ancak bu sivrisinekler de seçicidir. Bazı insanları sivrisinek hiç sokmaz. Bunun sebebi de burada aranmalıdır. Çünkü sivrisinekler insana yaklaştıklarında direk sokmazlar ve kanlarının kendilerine yararlı olup olmayacağı konusunda karar verirler. Bunda en önemli etken ter ve nefes kokusudur. Eğer gerekli faydayı sağlayacaklarsa sokarlar.
Sivrisinekler ince bir boruyu deriye geçirerek kan emmez. Bu kan emme esnasında muhteşem bir sistemi devreye sokarlar. Ağız altlarında bulunan 2 tane tüp ve 2 tane küçük bıçak vardır. Önce bu bıçaklarla deriyi keserler ve açılan küçük yaradaki kan pıhtılaşmasın diye ilk tüpü bu yaraya salarlar. Bu tüp içindeki tükürük kanın pıhtılaşmasının önüne geçer. Zaten bu ilk tüpte yer alan salya nedeniyle sivrisineklerin soktukları yerler kaşınır. Ardından 2. tüpü yaraya sokar ve kanı bu tüp aracılığıyla alır. Bu işlem kısa sürer. Sivrisineklerden korunmak istiyorsanız teniniz kuru olmalıdır. Ayrıca fazla fiziksel aktivite ısı değişimi ve nem oranını değiştireceğinden sivrisineklerin alıcılarını etkilerler.